Güngör Arslan ve karanlık yapı

Uzun bir yazı olacak evvela onu söyleyeyim…

Başımdan geçen bir olayı anlatarak giriş yapmak istiyorum.

Gazete Barış’ta çalıştığım dönemdi. 2015 yılıydı.

Gazetenin imtiyaz sahibi Aysun Hanım ve eşi İsmail ağabey ile tabiri caizse gazeteyi yeni yeni palazlandırmaya başlamıştık.

Sıfırdan başladık, belli bir yere geldikten sonra da başımızı karakollardan adliyelerden alamaz olduk.

Ben alışkındım karakollarda ifade vermeye, mahkeme koridorlarında duruşma saatini beklemeye…

Duruşmada hakim savcı tarafından azarlanmaya…

Yine bir gün, bir haber nedeniyle karakola gelmemiz istendi.

Bizi karakola davet eden polisler şimdi nerededir ne yaparlar bilemem.

Geçtik bir memurun karşısına.

Karşımda Aysun Hanım.

Tam tepemde dikilen bir polis memuru.

Kimlik tespiti yapıyoruz.

Masada oturan polis adımı soruyor; tepemde dikilen polis cevap veriyor.

-Adınız

Tepemdeki polis: Ahmet

-Soyadınız

Tepemdeki polis: Tükenmez

-Anne adınız

Tepemdeki polis: Münevver

-Baba adınız

Tepemdeki polis: Hasan Hüseyin

Doğum yeri, ikamet adresim, cep telefonu numaram ve benzer tüm bilgilerimi, tepemde dikilen polis benden önce mesai arkadaşına söylüyordu benim yerime.

Tam bir taciz…

Yine o dönemlerde, aynı ekip beni defalarca ama defalarca evden alıp karakola götürdü ve hiç sebepsiz bir gece, bazen iki gece nezarette tutuldum.

Bunları yazarak giriş yapmak istedim.

Asıl konuya yavaş yavaş geleceğim…

***

Rahmetli Güngör Arslan ile tanışmamız çok garip oldu.

İzmit’e ilk geldiğim dönemde, neredeyse bütün gazetelere iş başvurusu yaptım, hepsinden de ret yedim.

Hatta Tanzer Ünal Bey bana haklı olarak, “Sen yolda Sefa Sirmen’i görsen tanımazsın bu nedenle seni işe alamam” demişti.

Ben de İzmit’e veda etmeye hazırlanıyorum.

Bizim Kocaeli’ye CV bırakmıştım.

Bir Pazar günü telefonum çaldı. Arayan Güngör Arslan’dı.

Valizim hazırdı. Yine de kendisiyle görüşmeye gittim.

Ona, “Abi ne söyleyeceksen baştan söyle otobüsüm kaçacak. Sen de beni işe almazsın” dedim.

Güldü.

Başımdan geçenleri kısaca anlattım.

O Pazar işe başladım.

Sonra uzun yıllar birlikte çalıştık.

Mekanı cennet olsun. Aklımın havada olduğu, boş işlerle uğraştığım, hayatı önemsemediğim dönemlerimde, kendimi geliştirmem için çok uğraştı Güngör ağabey.

Bana çok kızardı. Çoğu zaman haklıydı.

Kendisinden en iyi öğrendiğim şey, tüm çaresizliklere, imkansızlıklara rağmen, ne yapıp edip bir çözüm yolu bulmak oldu.

Mazeret kabul etmezdi.

Başıma ne gelirse gelsin, “Eeee sonuç ne sonuç” derdi.

Güngör ağabeyin yanından, kendi gazetesini kurmak için ayrılan tek kişiyim zannedersem.

Kendi kanatlarımla uçmaya karar verdim ama kanatlarımın olmadığını sonradan anladım.

Birden çok yalnız kalmıştım. Ama hala, o şehre bir gazete, bir yayın organını kazandırmanın onurunu yaşarım.

***

Gazetecilik yaptığım dönemde hatırlayanlar bilir, haftanın 5 günü adliyedeydim.

Kaç kez yargılandığımı hatırlamıyorum.

Kaç kez ölüm tehdidi aldığımı hatırlamıyorum.

Bizim Kocaeli Gazetesi, yolsuzlukla, haksızlıkla aslanlar gibi savaşırdı. Sorumlu yazı işleri müdürü olarakta en çok ben adliyenin yolunu tutardım.

Haftada bir Güngör ağabeyin odasında, “Kocaeli’de Bunlar Konuşuluyor” köşesinde yazılanları paylaşırdık. Bundan sen yargılan, bundan ben yargılanayım diye.

Öyle dönemlerdi.

Şimdiki tatlış gazetecilerin hayal bile edemeyeceği günlerdi.

***

2015’te, Tayyip Erdoğan gazetecilere büyük bir af çıkardı.

Tüm duruşmalar, devam edenler de dahil durduruldu ve 5 yıl içinde tekrar aynı suçu işlememek kaydıyla adli sicilimiz temizlendi.

Ben de bunu fırsat bildim ve gazeteciliği bıraktım.

Antalya’ya yerleştim.

Burada bir emlak ofisi açtım.

Ama geçmişim bir türlü peşimi bırakmıyordu.

Burada da rahat edemedim. Anladım ki, ben bu devlet için sakıncalı adamım.

Tıpkı Faruk Bostan gibi. Abdullah Kaya gibi…

***

2017 yılıydı.

Rutin bir polis çevirmesine girdim.

Kimliğimi verdim.

Polisler bana polis arabasında beklememi söyledi.

Garip bir şeyler oluyordu.

Hissettim.

Bu yazdıklarıma inanmayanlar olabilir. Bazılarını ispat edemem. Ama yazdıklarımın doğru olduğuna tüm kalbinizle inanabilirsiniz.

Çünkü ben tüm kalbimle, tüm samimiyetimle yazıyorum.

Polislere ne olduğunu, beni neden tuttuklarını sordum.

Bana “Sen birini tehdit etmişsin” dediler.

Şaştım kalım.

Kimi ne için nasıl tehdit edecektim ki?

Beladan kavgadan uzak duruyordum yıllardır.

Sonra polisler beni adliyeye götürdü. Orada da zemin kattaki nezarete attılar.

Ben bir savcının ya da hakimin karşısına çıkacağımı bekliyorum.

Beni diğerlerinden ayırdılar.

Ayrı bir yere koydular.

Telefonuma el koymuşlardı.

Cezaevine gideceğimi orada öğrendim.

Nisan ya da mayıs ayıydı yanlış hatırlamıyorsam.

Sonra beni bir arabaya bindirdiler. Ama diğer cezaevine gideceklerden ayrı tutuyorlardı beni hep.

Telefonu arabada bana verdiler ve “Kimi aramak istiyorsan ara cezaevine giriyorsun” dediler.

Ben önce annemi aradım durumu haber verdim.

Sonra da Güngör ağabeyi aradım. Polis arabasının içinde.

Açmadı Güngör ağabey. Mesaj gönderdim. “Abi beni cezaevine götürüyorlar sen iyi misin senin de başın dertte mi” diye sordum.

Aradı ve suçun ne diye sordu. Bilmediğimi söyledim.

Her zamanki alaycı tavrıyla “Bir de sen gör oraları Ahmet” dedi.

Beni Antalya Yarı Açık Cezaevi’ne götürdüler.

Arabadan indim. Birkaç mahkum daha vardı.

Beni ayırdılar diğerlerinden. Hatta diğer mahkumlar “Sen kimsin torpilli misin” diye sordular bana.

Beni içeri aldılar.

Diğer mahkumların saçını ve sakalını kestiler.

Benim saçımı ve sakalımı kesmediler.

Cezaevinde tek sakallı bendim. Beni kapalıdan gelen eski bir mahkum zannettiler. Diğer mahkumlar bana bulaşmadı.

Ben ise büyük bir şaşkınlık yaşıyordum.

Neden orada olduğumu polisin verdiği fezlekeden öğrendim.

Sözde; Anadolu Ajansı’ndan haber çalmışız.

Meslektaşlarım bilir ki, Kocaeli’de böyle bir şey mümkün değildir. Genelde ajanslar yerel basından haber alır çünkü.

Cezaevinde ilk günümde kimseyle konuşmadım.

Yemek yemedim.

Bol bol sigara içiyordum.

Zaman kavramını kaybettim.

Saate bakmak aklıma bile gelmiyordu.

Gece oldu. Etraf sessizleşti.

İnanılmaz tedirgindim ama soğukkanlı kalmaya çalışıyordum.

Uyumuşum.

Bir süre sonra birisi beni adımı seslenerek uyandırdı.

Doğruyu söylemek gerekirse korktum.

Ama belli etmemeye çalışıyordum.

Bir yandan da cezaevine ilk girenlere yapılan şakalardan biri sandım. Hani askere yeni gelenlere yapılır ya.

Adam yatağımın başına kadar geldi ve kendisini takip etmemi istedi.

Dışarıya çıktık.

Karanlık bir yerdi.

Yanıma uzun boylu bir adam geldi.

Bana “Gazeteciği neden bıraktın” dedi.

Ben de yeni bir hayat kurmak istediğimi, kavga gürültüden adliye koridorlarından sıkıldığımı söyledim.

“Geri dönmeyi düşünüyor musun” dedi.

Hayır asla dedim.

O an ne o adama kim olduğunu sormak geldi aklıma, ne de neden bana bu soruları sorduğunu sormak.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Korkmuştum. Ama inanılmaz da soğukkanlı kalabilmiştim garip bir şekilde.

Karşımdaki adam bana “Seni defalarca kurtardık.  Bir daha başın derde girerse senin için yapacağımız bir şey kalmaz” dedi ve gitti.

Ertesi sabah içtimada adımı okudular.

Ve bana cezaevinden çıkabileceğimi söylediler.

Kimliğimi, emanetlerimi alıp çıktım.

Bu olaydan şimdiye kadar kimseye ama kimseye bahsetmedim.

Dediğim gibi ispat etmesi zor anlattıklarımın. Ama cezaevine girdiğimi ispat edebilirim sadece.

Gerisi kayıt dışı.

***

Hatırlarsanız, Faruk Bostan ve Abdullah Kaya’ya da benzer bir tuzak kurulmuştu.

Bakın aradan yıllar geçti, sevgili Faruk Bostan ve Abdullah Kaya çoktan serbest kaldı. Ama ben hala o olayların etkisindeyim.

Belki de beni cezaevine öldürmeye göndermişlerdi bilemiyorum.

Puzzle’ın parçalarını bir araya getirdiğimde bu sonuç çıkıyor.

Bitti mi?

Asla.

Dedim ya devlet için ben artık sakıncalı bir adamım.

Aradan yıllar geçti, hala inanılmaz gariplikler yaşıyorum.

Mesela kendi iş kolunda durup dururken vergi cezası yiyen bir ben varım herhalde Antalya’da.

Devletin benimle olan zoru bitmedi.

Ben de artık akışına bıraktım.

Hala tehditler alıyorum dolaylı yoldan, hala başım dertten kurtulmuyor.

 Şeytan diyor ki, dön yine mesleğe, bu sefer ilkinden daha da asıl.

***

Yıllardır ama yıllardır, Güngör ağabeyin öldürüleceğini bile bile yaşadım.

Bir gün bunun olacağını biliyordum. Bir gün bunun benim de başıma gelme ihtimali var.

Eğer aktif bir şekilde gazeteciliğe devam etseydim, belki de çoktan ölüp gidecektim kim bilir?

Bu ülkedeki karanlık yapı, çok kindar ve asla unutmuyor.

“Karanlık yapı” derken maalesef kimi ve neyi kast ettiğimi belki de yüzde biriniz anlayacak.

Bu yapıyı sadece onlarla yüzleşenler bilir.

Ben onlarla defalarca yüzleştim.

Devletin üç tip çocuğu vardır.

Uysal çocuğu…

Hırçın çocuğu…

(Afedersiniz) Or… çocuğu…

Devlet en çok hırçın çocuklarından nefret eder.

Kimi kime nasıl şikayet edeceğimizi bilmediğimiz günlerden geçiyoruz.

Tarihe bir not düşmek için bu yazıyı yazdım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ahmet Tükenmez - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Halk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Halk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Halk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Halk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

04

Meraklı - Kocaeli'deki bu karanlık yapının en tepesinde kim yada kimler var, merak ettim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Ekim 12:25
03

Ersoy Kandemir - Devletin valisi sağlık müdürü birgün babamın tehdit olayına adı karışan ilçe sağlık müdürünü korumayı seçtiler, aylarca yıllarca mücadele ettim, hiçbirini affetmedim. Defalarca yargılandım. Faruk ve Abdullah beyler benim arkadaşlarım olarak hep yanımdaydı. Kocaeli Halk Gazetesinde çok yazılar yazdım. İtibarsızlaştırmaya, izole etmeye, tabiri caizse gelişmeyelim diye her film çevrildi. Mahkemelerin verdiği işe dönüş kararını bile aylar sonra gittim müdürle tartıştım dünya yazı yazdımda araya bazı hatır sayılır arkadaşlar girdide öyle dönebildim göreve. Kocaeli’de herkesin önünde korkusuzca her şeyi dile getirdim. Ailemin gördüğü zarar hala o kadar canımı yakıyor ki net söyleyeyim yapmak istemediğim gelmek istemediğim bazı noktalar var ve geçen sene kararımı verdim. Evlilik yok gelecek planı yapmak yok, eğer bu kentte bir gazetecinin burnu kanasın yeminim var kimseye acımayacağım. Beş yıldır ne çektim ben bilirim, keşke Arslan’ı değilde beni vursalardı, hapse atsalardı, işkence yapsalardı da bana ailemin üstünden hata yapmasalardı. Ben asla unutan biri değilim, Allah şahidim olsun içimdeki ateş öyle büyüdü ki yıllar içinde kimin ne yaşayacağını neyle karşılaşacağını öngöremiyorum artık. Bu sözleri okuyan karanlığa meraklılara bir müjde her an görevi bırakıp bende karanlığın içine dalabilirim. Çok zor dayanıyorum, eğer değer verdiklerime zarar vereceğine inanan hala varsa bunca sözden sonra neyle karşılaşacağını yazmaya gerek dahi görmüyorum. Allah büyüktür

Yanıtla . 6Beğen . 2Beğenme 25 Ağustos 23:58
02

Aslan Demirpençe - Ben gün aşırı silkmeye devam ediyorum karanlık yapıları yakında aydınlandığını fal taşı gibi açılan gözlerden anlayacaktır herkeş

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 25 Ağustos 01:13
01

Zi̇krullah - Kocaeli’de karanlık yapı yok fikri ışık gibilerin seçilme yoluyla devlet kademesindeyken yaptığı aymazlıklar var

Yanıtla . 6Beğen . 0Beğenme 24 Ağustos 23:51


Anket 31 Mart'ta gerçekleşecek olan yerel seçimde, Körfez Belediye Başkanlığı için hangi adaya oy vermeyi düşünüyorsunuz?