MAYIS ÇIKIŞ MI YENİLGİ Mİ?

Seçim tarihi belli oldu ve belirlenen tarih 14 Mayıs. Peki 14 Mayıs’tan sonra Türkiye gerçekten düzelecek mi? Örneğin Türkiye’nin şu an tek sorunu kirli para, yabancı yatırımların güvenmemesi ya da adil olmayan hukuk sistemi mi? Muhalefetin konuya kabaca bakışı o yönde. O yüzden Türkiye’ye baktıklarında sadece AKP’yi gören bir anlayışla siyaset yapıyorlar ve bu siyasi anlayışın Türkiye’ye umut olacağı söylenmesi son derece yanıltıcı ve bir o kadar da üzücüdür.

Türkiye, 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmiş ve Cumhuriyetin 100. yılına girdiği bir ülke. Peki, Türkiye’de gerçek anlamıyla bir cumhuriyetten ve onun kurumlarından söz edilebilir mi? AKP iktidarı döneminde cumhuriyet düşman görülmüş, cumhuriyet ve kadroların ne kadar düşman bellediği kurumlar varsa onlar siyaset arenasındaki yeri iyice sağlamlaşmıştır. Örnek olarak bakmak gerekirse tarikatlar ve cemaatler ve bugün bir kısım sol özne dışında kaç kişi tarikat ve cemaatlere doğrudan savaş açma cüretini gösterebiliyor?

Türkiye yoksullukla boğuşan bir ülke halini aldı. Bu da bir yıl da olmadı öyle değil mi? 12 Ocak Neoliberal ekonomik kararlarıyla başlayan ve sonrasında gelen özelleştirmelerle devam eden, Ecevit döneminde Ekonomi bakanı yapan Kemal Derviş’in ülke bir anonim şirket gibi yönetilmelidir sözü ve IMF’ den aldığı borçlarla bu ülkeyi emperyalizme iyice teslim eden zihniyetle atılmadı mı bu yolların köşe taşları. Utanmadan AKP döneminin Ekonomi Bakanı Ali Babacan çıkıp benim dönemimde yoksulluk yoktu demekten zerre utanmıyor. Ali Babacan’a cevap vermek ne kadar doğru olur bilmem ama bildiğim bir şey varsa o da o dönem Avrupa’dan Türkiye’ye giren sıcak parayla siz ekonomiyi düzelttiniz veya bizim öyle sanmamızı istediniz. O para bittiğinde ise ekonomik açıdan manzara yine 2002 öncesinin tekrarı gibi, fakat konjonktürler tabi ki daha farklı. Şimdi soruyorum size Ali Babacan bu ülkeye umut oluyor mu?

Gelelim göçmen politikalarına ve Suriye savaşına. Suriye Savaşı 2011 yılında başladığında savaşın çıkmasındaki ögelerden biri de Türkiye’ydi. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu defalarca Suriye’ye operasyonlar düzenletti ve bugün Suriye’nin bu halde olmasının bir numaralı aktörlerinden birisi de kendisiydi. Peki ne için? Tabi iki Yeni Osmanlıcılık anlayışıyla doğan fetihçi zihniyetlerinin ürünüydü. Recep Tayyip Erdoğan kürsülerinden çıkış bizim inşaat şirketlerimiz Suriye’yi yeniden imar ediliyor dediğinde açıkça bizim bildiğimiz niyetlerini de açıklamaktan geri durmuyordu. Savaştan kaçan milyonlarca göçmen Türkiye’ye geldi ve bugün anlatıldığı gibi çok iyi şartlarda yaşamıyorlar. Çoğu güvencesiz bir şekilde, asgari ücretin altında, ucuz iş gücü olarak çalışıyor. Herhalde milyonlarca göçmen Türkiye’ye geldiğinde birçok patron ellerini ovuşturmuştur. Suriye sorunu milliyetçilerin yaptığı gibi hamasi bir edebiyatla çözülmemiştir ve çözülemeyecektir de. Türkiye’nin güvenliği Türkiye’den başlar, başka ülkelerin topraklarında değil. Sınır namustur söylemi bir tek Türkiye’ye olunca mı namustur? Suriye’nin sınırları namus değil midir? Türkiye ve hizmet ettiği emperyalistler niye başka ülkelerin sınırlarına saygı duymuyor. Bunu soran bu ülkede kaç kişi var.

Daha iki gün önce Hrant Dink ’in katledilmesinin 16. yıl dönümüydü. Bu ülkede katledilen tek aydın veya ilerici Dink değildi elbette ama onlardan biride oydu. Peki bu ülkede katledilen aydınların, çocukların kemiklerini isteyen annelerin sesini duyan var mı? Bunu yapanların hesabını sorma cüretini Türkiye sosyalist hareketinden başka soracak bir güç var mı? Cevabı belli. Evet, Türkiye sosyalist hareketi Sabahattin Ali cinayetinden, Vedat Demircioğlu’na, Vedat Demircioğlu’ndan Taylan Özgüre, Taylan Özgürden Nurhak’a, Nurhak’tan Kızıldere’ye, Kızıldere’den 6 Mayıs’a, Bahçelievler Katliamına, 16 Mart’a, 1977 1 Mayısına, Maraş’a, Çorum’a, Sivas’a, 90’larda katledilmiş bu ülkenin aydınlık yüzlü insanlarına, Abdi İpekçi’ye, Hrant Dink’e ve onları katleden bu düzenden hesap soracaktır. Kimsenin kuşkusu olmasın. O tetikçileri besleyen bu düzen hesabı daha sandıklar açılmadan koalisyon hesapları güden partiler değil Türkiye sosyalist hareketi soracaktır.

Kadın cinayetlerinin arttığı bir ülkede bunları bireysel cinayetlermiş gibi gösterip, kadınların toplumsal ve politik olarak katledildiği bu düzende sahiden umut var mı? Kadınların çalışma oranını erkeklerin çalışma oranından daha düşük bir ülke Türkiye. İş hayatlarında mobbinge, tacize uğrayan kadınların olduğu bir ülke Türkiye. Her geçen kadın okuma oranlarının azaldığı bir ülke burası. Afganistan’da kadınların sokak ortasında öldürülmelerinin nedeni Burka giymemeleri, Türkiye’de ise namus. Arada geçen bir fark var mı? Bunları normal kabul etmek gerçekten mümkün mü? Bütün bunların yolu türban tartışmalarıyla başlamadı mı? Türban meselesiyle kadına, bilime, ülkeye, akla savaş açılmadı mı? Bütün bunlar olurken 14 Mayıs’ı bekleyip, sandığa gidip AKP’den ne farkı olduğunu bilmediğimiz 6’lı masaya oy atmamız mümkün mü? AKP seçimsiz gidemez mi ya da AKP’nin gitmesini beklemek için illa seçimi mi beklemek gerekiyor?

Bütün bu soruların ışığında bir cevaba ulaşmışızdır diye düşünüyorum. Niyetimiz herkesi ikna etmek değil elbette. Niyetimiz artık yeter diyen, bu ülkenin daha iyi bir yer olması gerektiğine inananlaradır, çağrımız. Bedel ödemekten çekinmeyin çünkü zaten her seferinde bedel ödüyoruz biz toplumsal olarak. Bedel ödemeden AKP gitmez, bedel ödemeden bu düzen değişmez. Biz çok bedel ödedik. Artık ödediğimiz bedellerin hesabını sorma ve örgütlenerek saltanat ve harami iktidarını yıkmak gerekmez mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bedriye Yıldızeli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Halk Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Halk Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Kocaeli Halk Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Halk Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

04

Demet Özgün Karaman - Bedriye hanım kalemine yüreğine sağlık sevgiler

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Ocak 12:12
03

Hasan Hüseyin Çakar - Kalemine yüreğine sağlık, Bedriye hanım.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Ocak 06:53
02

Militerbıyık - Düşündüm düşündüm yorum yapmadım. Kaleminize sağlık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Ocak 02:15